Dataset Viewer
Auto-converted to Parquet Duplicate
audio
audioduration (s)
1
15
text
stringlengths
4
200
Merhaba, ben Canan Ergüder.
Bu gece sana rahat ve sakin bir uyku uyuyor bilmen için özel olarak hazırlanmış bir hikâyi okuyacağım.
Şimdi yatağına sırt üstü uzan ve güzelce yerleş.
Bacaklarındüz ve hafifçe aralık olsun.
Kolların göfdenin iki yanına serbestçe düşsün.
Hazır olduğunda gözlerini kapatıp hikâyenin tadını çıkarmaya başlayabilirsin.
Sakin
Bir zamanlar dünya üzerinde bugün olan pek çok şey yoktu.
Oda mobiler, makineler, cep telefonları, vapurlar, yüksek binağlar, kalabalık metrollar.
Uçaklar, çalar, saatler, dört şeritli otobanlar.
Bunların hiçbiri ama hiçbiri yoktu.
Ne internet, ne e-posta, ne sosyal medya.
Ne yaşadığımız her anın fotoğrafını çekmemize imkan veren kameralar, ne mesaj bildirimleri, ne de beğen butona.
Hayat basitti.
Çünkü bir zamanlar, yukarıda saydıklarımın hiçbiri yoktu ama göz alabildiğince uzanan yemmeymişil ormanlar.
O ormanların içinde gürül gürülakan akarsılar, başı bulutlara uzanan dağlar, engin okyanuslar ve çakıl taşları vardı.
O yüzden de yer yüzünün her köşesi, sessiz ve sakindi.
Gök gürültüsünün günü bürtüsünden, dalgaların, yağmurun, haşmetli huzurundan, yanan odunların çıkardığı hafif çıtırtılardan başka pek sesi soluğu çıkmaz da dünyanın.
Bu kucaman evrenin içinde, kendi halinde küçük, mavi bir gezegen olan evimiz, sükünetle dönerdi.
Yorucu bir günün ardından, derin bir sessizlik içinde uykuya dalıp, bedenimizi ve zehnemize dinlendirmenin keyfine varırdık.
Atalarımızın yaşadığı zamanlarda, bu kadar fazla ışık kaynağı olmadığı içinde, geceleri gök güzündeki tüm yıldızlar,
başlarının üzerinde sonsuzla doğru uzanır giderdi.
O zamanlarda yaşadığını hayal edebiliyor musun?
Birini hirkinarında, küçük ahşap bir kulübenin içinde, şu minedeki ateş çıtırdarken sıcak bir yorganın altına kıvrılıp,
pencereden yıldızları izlediğine, otomobillerin, korunaların, telefonların ve çalan zillerin olmadığı bir dünyada,
tertemiz havayı ciğerlerine çekerek, kendini derin ve deliksiz bir uykucağına bıraktığını düşünebiliyor musun?
Böylesine sakin, huzurlu bir gece geçirebilmek, insanın ne kadar çekecek eleyordu, değil mi?
Oysa şimdi her şeye çok farklı, sabahları telaş içinde yollara düşmeden önce, acele içinde uyanıyor ve tekrar yatağına kadar nefes bile almadan koşturuyoruz.
Arabalara, otobüslere, vapurlara biniyor, iş yerlerimize varıyoruz.
Tüm gün boyunca çalışmaya çalışırken, yüzlerce kez telefonumuza bakıyor, sosyal medyada fotoğraf paylaşıyor.
Evet önüp, ailemizle ve sevdiklerimizle birazcık zaman geçirdikten ve televizyon karşısında uyuklamaya başladıktan sonra, aklınızda bir bir düşünceyle yataklarımıza giriyoruz.
Bu düşünceler çoğu zaman o kadar çok, o kadar yoğun oluyorlar ki, yatağa girdiğimizde bile onları susturamıyoruz.
Kafamızın içinde uğuldamaya devam eden, kendi sesimiz yüzünden saatlerce bir oyağına, bir buyağına dönüp duruyoruz.
Bu yüzden de gerektiği kadar iyi uyuyamıyoruz.
Evet, atalarımızın yaşadığı dünyayla, bizim yaşadığımız dünya artık aynı değil.
Bizimki çok daha gürültülü, çok daha kalmışık ve çok daha hızlı.
Ama zihnimiz, büyük büyük büyük babamızın kiley, aynı yapıya sahip.
Benimizin boyutları ve kapestesi büyümedi.
Hala on binlerce yıl önce yaşamış insanlarla aynı fiziksel özelliklere sahibiz.
İçinde yaşadığımız çağı değişse de, insan değişmedi.
İşte bu yüzden, yağmurun, dalgaların, akan bir nehrensesini duyduğumuzda veya ateşe atılmış odunların çatırtısını dinlediğimizde huzur buluyoruz.
Çünkü bizler doğaya aitiz ve ondan her uzaklaştığımızda ruhumuzda dindirilemez bir özlem peydahlanıyor.
Bu yüzden, 21.00 yılın hızı bizi fazlasıyla yoruyor.
Yorulduğumuz zaman ise sağlıklı kararlar almamız zorlaşıyor.
Yormağında sakin, aradımlarla uzun bir yürüyüş yapmak.
Ağaçların dallerindeki yemeyeşili yaprakların arasında dolaşan rüzgarın tatlı sesine duymak.
Ve ya bir deniz kenarına oturup dalgaların kayaların üzerine çarparak bestilediği semfoniye dinlemek atalarımıza iyi geldiği gibi bize de iyi geliyor.
Ruhumuzu yavaşlatıyor ve bizi sakinleştiriyor.
Sakinleşmek hepimize iyi geliyor.
Çünkü yapılacak işlerin listesiyle dolu olan aklımız çok ama çok yoruluyor.
Gelecekli ilgili kaygılar, endişeler üretiyor.
Hayal gücümüz o kadar yaratıcı ki içimizi korkuyla dolduracak senaryoları saniyeler içinde yazı veriyor.
Yarın kesin avdan kalırsam ne yaparım?
Eyvah hata yaptım.
Ya işimden kovulursam.
Bugün beni hiç aramadı.
Acaba eskisi kadar sevmiyor mu?
Ya da en basitinden yarın sabah giyeceğim ütülü gömleyim var mı?
Her saniye zihnimizin içinde binlerce soru.
Oysa yapmanız gereken bu baş döndürücü hızın ortasında kendimize sakinleşmek için zaman tanımak.
Zihnimize dinlenmesi gücünü yeniden topluması için izin vermek.
Nasıl mı?
Arada sırada aklımızı geçmişten veya gelecekte olabileceklerden uzaklaştırıp derin bir nefes alarak.
Sonra da o nefesi sanki kendimizi dingin bir gülün kucağına bırakıyormuşcasına uzun uzun vererek.
Şu an neredeyim?
Ne yapıyorum?
Ne hissediyorum?
Tıpkı bazen evden çıkmadan önce hava durumuna kontrol etmek için gök yüzüne bakmak gibi zihnimizin içine bakmak ve nasıl hissettiğimizin farkına varmak?
İlk yapmamız gereken şey fark etmek.
Çoğu zaman dünyanın hızına ayak uydurabilmek için kendimize bakmayı unutuyoruz.
Neyi nasıl hissediyoruz?
Yediğimizden içtiğimizden keyif alıyor muyuz?
Şu anda nerede? Ne yapıyoruz?
Çoğu zaman bunları fark etmeden, otomatik pilot'taki bir yaşayıp gidiyoruz.
Her gün artık nereye gittiğimizi bile düşünmeden aklımızda bambaşka düşüncelerle otomobilimize biniyoruz.
Sonra da bir bakmışız ki gideceğimizi yere varmışız bile.
İşte böyle telahş ve endişe içinde.
Oysa ihtiyacımız olan şey, sakinleşmek, sakinleşmek için yapacağımız ilk şeyse fark etmek.
Mesela pedenimizi, ilimizi, ayamızı, kalbimizi.
En son ne zaman çıplak ayak tabanın bastığı çimleri hissettin mesela?
veya bir an önce işe geri dönmetel aşıyla, yediğin yemeğin gerçek tadını fark etmek için birazcık yavaşladın.
Eline tutan eli, parmaklarına dolanmış parmakları gerçek anlamıyla duymadın.
Sakin ihtiyacın olan şey, derin bine fesalmak.
Sonra da o nefesi verirken, zihnini rahatlatmak.
İşte burada, yatağındasın, endişenin, kaygının çok uzan dası.
Kereceleri hayat yavaşlar, bütün canlılar dinlenmek için gözlerini kapar.
Yıldızlar parlamaya başladığında, içimizdeki kaygının, endişenin ateşi söner.
Çünkü gece, her şeyin üzerine sıcak bir yorgan gibi örder.
Yumuşacık yastığında, dünyanın bu sessiz anlarının tadına çıkar.
Güneş doğup da herkes yine bir telaş içinde koşturmaya başlamadan önce, kendine ayıracağını harika saatler bunlar.
Dinlenip, yenilenip, enerjini yeniden toplayacaksın.
Şimdi sakin bir zamanda, huzurla yatağındasın, geri kalan şeyler sekiz saat bekleyebilir.
Kendine ihtiyacın olan zamanı ver.
Mesela şimdi kendini rahat ve korunaklı bir kozanın içinde hayal et.
Geri kalan her şey bu kozanın dışında kalsın.
Güvende ve rahat hissediyorsun.
Burada bu kozanın içinde keyifle ve şükür net içinde dinlen.
Uyanlandığında kanatlarını açıp yeniden dünyayı kucaklamaya hazır olacaksın.
Sakin.
Çünkü buna ihtiyacın var.
End of preview. Expand in Data Studio

No dataset card yet

Downloads last month
2